TR EN EN
18:13

Yorumculuk Kültürü Bizi Geçmişe Hapsediyor Olabilir mi?

Yorumculuk Kültürü Bizi Geçmişe Hapsediyor Olabilir mi?

İnternetin güncel hali bizi belirli şekillerde davranmaya itiyor. Bir jenerasyon görkemli ve rafine hayatlarını internette sunmayı öğrenirken ardından gelen jenerasyon interneti daha savruk ve fevri kullanmayı benimsedi. Belirli kurallar ve adetler üzerine inşa edilen internet adeta her web versiyonu (Web 1.0, 2.0, 3.0) sıçrayışıyla birlikte yeni bir düzleme kaydı. 

Haber alma hızı artıp bandı genişlediği için de bu boşlukları dolduracak yeni uzmanlıklar ortaya çıktı zamanla. Bir nevi bilgi taşeronluğu. Bilgiyi üreten, yaratıcı projeyi ortaya çıkaran kaynaklardan alıp son kullanıcıya, sıradan insana ulaştıran bir sınıf var. Bu kişiler eskiden muhabir, gazeteci gibi unvanlar ile çalışırken internetle birlikte yayıncı, içerik üreticisi, yorumcu, influencer gibi yeni bağlamlara kavuştular. Ve adeta internetteki her şey reaksiyon içeriğine dönüştü. (Süreklilik için yeni bir argüman üretmeyip sadece gördüğü şeylere tepki vererek meta-yorumculuk yapan bu topluluğu platformlar arası bir terim ile içerik üreticisi olarak anacağım)

Bu kişilerin temel fonksiyonu dijital ortamda belirli bir konu üzerinde sürekli içerik sunarak sürdürülebilir ve sürekli etkileşim alabilmek. Algoritmalar devamlılığı severken içerik üreticilerini de durmadan yeni malzeme sunmaya zorluyor. Bu döngüde özgün içerik üretmeyen kişiler de günümüzde olan bitenler hakkında yorum yapabileceği bir şeyleri kalmadığında daha detaylı araştırmak yerine geçmişe gidiyor.

Diyalog argüman yerine reaksiyonla şekilleniyor

Özgün içerik üretmeyen kişi kavramı oldukça geniş bir kapsama sahip. İnternette var olan insanların büyük bir çoğunluğu politika, siyaset, ekonomi, popüler kültür, sanat, kültür veya aklınıza gelebilecek bir başka kategoride olan bitenleri anlatan, özetleyen, derleyen, hakkında konuşan içerikler üretiyor. Fikir veya eylem yerine bunların etkilerini ve yankılarını konuşarak yapılan meta-yorumculuk da (meta commentary) bireylerin özgün bir yorum ortaya attığını iddia etmelerine zemin sunuyor.

Bu ikincil, üçüncül derece özgün içerikler ancak mevcut konuların türevleri haline gelirken tartıştığımız (discourse) konunun çevresinde adeta bir balon şişiriyoruz. Fikirleri konuşmak yerine eylemlerin sonuçlarını tartışarak bunların nasıl ve niçin olduğuna bakıyoruz. Bu da meselenin temelinde yatan değerleri konuşmak yerine kişinin özelliklerine yönelik karşıt argüman üretmeye uygun bir zemin yaratıyor. Safsataların arasında interneti artık gazımızı salmak, barometremizi ideal seviyede tutmak için kullanıyoruz.

Belirli bir amaç doğrultusunda bir argümanı olan çıktılar üretmek yerine yorum hakkında yorum (meta commentary) yaparak nitelikten uzak gürültü ortaya çıkarıyoruz. Yeni, özgün bir çıktı sunmak yerine mevcut çıktıların türevleriyle oyalanıyoruz. Argümandan uzak, duyduklarımızı tekrar edip nasıl yankılandığını seyrediyoruz.

Çıktı yeniden paylaşılınca devredilmiş sayılır mı?

Tek unvanı içerik üreticiliği olan bir kişinin dışarıdan aldığı metayı yeniden paketleyerek kendi mecraları üzerinde yeniden dolaşıma sokması ve üzerine herhangi bir özgün yorum katmaması oldukça olası. Yüksek prodüksiyonlu bir müzik videosu, birisinin sahnedeki konuşması, bir senaryo, toplumsal kalkınma için hazırlanmış bir manifesto gibi bir metayı indirip, kopyalayıp yeşil ekran ile kendi kafasını bir kenara ekleyip sadece “bu çok iyi” demek içerik üreticiliği için yeterli sayılıyor. Peki burada mevcut materyali dönüştüren, zenginleştiren veya karşıt argüman sunan ne gibi bir söylem yer alıyor?

Bir başka platformda bir içerik üreticisi profesyonel hizmet verdiği alanda uzman olduğunu kanıtlamak için geçmiş yıllarda gerçekleşmiş, ödül ve takdir toplamış projeleri yeniden ısıtıp kendi hesabında takipçilerine “Peki siz ne düşünüyorsunuz? Çok güzel değil mi?” diye sorarak paylaşıyor. Bu eylem geçmişte yayınlanmış eski bir proje üzerinden, hiçbir emeği olmadığı halde etkileşim toplayarak -maddi veya entelektüel- kazanç sağlamak değil midir? Bu da bir çeşit emek gaspı değil midir?

Geçmiş projelerden bahsederken o işe imzasını atan sanatçı, üretici, emekçi veya ekibin adını anmamak, projenin ismini, tarihini söylememek emperyalist bir sömürü olabilir mi? Argümanı üreten, eseri ortaya çıkaran kişinin adı yok, projesinin ismi yok. İçerik üreticisi sadece “bir adam şu kadar şeyi birleştirerek ortaya şunu çıkardı” gibi zamirlerle dolu ancak öznelerin görünmezleştirildiği söylemlerle bir çerçeve yaratıyor. Durum böyle olunca özne de bir anda sanki içerik üreticisinin kendisiymiş gibi sunulabiliyor. “Bunun gibi benzer içerikler için beni takip edin!”

Zamandan bağımsız internet, algoritma ile anlıklaşıyor

Meta-yorumculuk yapan, reaksiyon içerik üreten veya kendini böyle tanımlamasa da yapımında yer almadığı içerikler hakkında konuşan insanların internette aldığı etkileşim, ilgi ve kapladığı yer son kullanıcının alışkanlıkları üzerinde büyük etkiye sahip.

Bir tarafta bu içerik üreticileri geçmişi veya anlık gelişmeleri tekrar tekrar konuşurken algoritmalar ise interneti zamandan bağımsız bir alan olmaktan çıkardı. İnternet eskiden zamansız bir yerdi. Geçmişin arşivi bir arada durur ve istendiği zaman sanki bir kütüphanenin arşivine inmişçesine karıştırabilirdik. En başa gitmek için kaç sayfamız olduğunu görürdük. Bir noktada internetin o anki arşiv bağlamında bitebileceğini ve bunun ne zaman olabileceğini bilirdik.

Sonsuz kaydırma (endless scroll), kronolojik yerine algoritmik akışlar ile interneti adeta bitmeyen ve sürekli yeni içerik sunabilen bir makineye dönüştürdük. Ancak bunun sadece son kullanıcının hissedebileceği bir duygu olması yeterliydi. Eğer bot hareketi ve meta-yorumculukla aynı konuları tekrar tekrar ısıtan içerikleri göz ardı edersek içerik sayısının aslında bir limiti var. Bu sayı binler, yüz binler bile olsa yine de bir sınırı olacaktır.

Algoritmik akışlar internetin zamanını ve geçmişini alırken dijital hayatı sadece mevcut an içerisine sıkıştırdı. Gördüğümüz bir içeriği kaydırırsak yeniden bulmamızın zorlaştığı, geriye dönüp aynı adımları takip edersek ulaşamayacağımız, o içerikle bir bağ kurmak istiyorsak “o an etkileşime geçmemiz gerektiği” bir paradigma doğdu.

İnternet arşivinin kaybolmasıyla ve hayatlarımızı internet siteleri yerine sosyal medya platformları ve onların duvarlarla çevrili uygulamaları içine taşımamızla birlikte internetin geçmişine erişimimiz de zorlaştı. Öyle bir düzen ki sanki hafızalarımızı yitirdik ve sadece önümüze konulanı tüketiyoruz.

Aranan ihtiyaç geçmişte ise yenilere yer var mı?

Algoritmaların dikte ettiği anlık internette etkileşim için yarışan meta-yorumcular ve içerik üreticileri arasında internette vakit geçirmek kumdan kaleler yapmaya benziyor. Her gece yükselen gelgit ile o kaleler yıkılıyor ve ertesi gün yeniden geldiğimizde yeniden inşa etmemiz gerekiyor.

Kimimiz geçmişteki özgün projeleri ilk defa duyuyor kimimiz defalarca gördüğü içeriklerin tekrar tekrar ısıtılıp sunulmasından sıkılmış halde. Çünkü yeni bir yorum üzerine eklenmeden sadece geçmiş projeler, fikirler veya argümanlar “bir tur daha” etkileşim almak için servis ediliyor. Geçmişten gelen bu başarılı etkileşim yemleri (engagement bait) istenildiği zaman gereken ilgiyi sunabildiği için de yeni argümanların, eserlerin veya projelerin duyulmasının önüne geçiyor olabilir mi?

Günümüzde yeni bir şey yaparak kendine bir alan açmanın cazibesi yerini geçmişi tekrar etmenin ürkütücü konforuna bırakmış olabilir mi? İçerikleri tüketenleri yeni bir şey arama refleksi yerine önüne gelen hazır, kolay tüketilebilir şeylerle bastırmak onları kısırlaştırıyor olabilir mi? Yapay zekanın sürekli olarak geçmişteki veri setlerini kullanarak özgün bir çıktı sunmuş gibi algılanması ile bu argümansız içerik üreticilerinin meta-yorumlarla anlık interneti meşgul etmesi arasında bir benzerlik olabilir mi?

Özgün argümanları aramak yerine ispatlanmış çıktıları tekrar etmek kolaya kaçmak mıdır yoksa başarının formülü mü? Nostaljiyi ve geçmişte ispatlanmış eserleri överek anlık internette kaplanan alan yeni argümanlar arayan insanların oyun alanını daraltıyor mu?

Başarısı kanıtlanmış geçmiş projeleri tekrar tekrar servis etmek tüketicide yapay bir ilham hissi yaratıyor olabilir mi?

Bilgi ve içeriğin hızı denk değil

Elbette bilgi lineer bir şekilde ve anlık olarak yayılmıyor. İnternetten, telefondan, gazeteden önceki hayatlarda Paris’te gerçekleşen bir olayın Strasbourg’da, Lyon’da, Bordeaux’da duyulma hızı aynı değildi. Bilginin hareketi için bir zaman geçmesi gerekiyordu ve toplumun tamamı aynı bilgiye aynı anda ulaşamıyordu.

Zamansız bir eserin jenerasyonlar tarafından tanınması da benzer bir döngünün içerisinde elbette. İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring), Yıldızlı Gece (The Starry Night), İmgelerin İhaneti (La trahison des images) gibi eserler yüzyıllardır aramızda olsa da her insan hayatının bir döneminde bu eserlerle karşılaşıyor. Herkes aynı anda bu eserler hakkında bilgi sahibi olmuyor.

Yıllar sonra da bazı insanlar Yüzüklerin Efendisi (The Lord of the Rings) veya Matrix üçlemelerini ilk kez izleyecek. Wong Kar-wai, Kim Ki-duk, Akira Kurosawa gibi yönetmenlerle ilk kez belki de planlamadıkları bir anda tanışacaklar. 

Geçmişin klasik albümleri, filmleri, resimleri, romanları, sanat projeleri kimileri için klasik olarak nitelense ve tekrar tekrar izlenmiş olsa da bazı insanlar için ilk kez etkileşime gireceği bir an olacak. Ve bu gelecekte de olmaya devam edecek. 

Peki günümüzden geleceğe klasik olarak taşıyabileceğimiz, bu etkiyi ve niteliği vadeden eserler günümüzde türev ve etkileşim ekonomisinin arasından sıyrılabilecek ortama sahip mi?